Miyav! Cılız bir ses yükseldi kocaman binaların arasından. Normaldi. Küçük bir kediydim ben. Ama cidden küçücük. Bir masa tenisçisinin avuç içine sığacak kadar küçük. Kaç günlüktüm bilmiyorum ancak fazlasıyla kaşınıyordum. Etimi ısıran onlarca dişin kime ait olduğunu çok sonradan öğrenecektim. Acı bir şekilde. Gözlerimi açtığımda ilk iş annemi aradım. Yaşamın devamı için anne mühim, her şeyin kaynağıydı o. Kafamı hafifçe kaldırdım ve baktım etrafa çaresizce. Etrafta çeşit çeşit renkte bir sürü kedi vardı ancak hiçbiri annem değildi. Üstelik sadece ben onları gözlemlemiyordum, onlar da bana garip bir hisle bakıyorlardı. Yemeklerine ortak olacak değildim. Demiştim; küçüktüm bunun için. Henüz cinselliğimi de keşfedecek yaşta değildim. E peki neydi bu öfkenin temeli? Korktum. Yünden bir top gibi içime çekildim. O ara tüylerimi fark ettim, pek güzelmiş. Yalayıp temizlenmeye koyuldum. Kendimi kaybetmiş olmalıyım temizlik sırasında başımda bir karaltı ile kendime geldim. “Sen yenisin s...
bunu yazmak zorunda hissediyorum kendimi..hem de onca yazmam-yapmam gereken şey var iken..bugün barda otururken zeki müren'in sesinde duydum seni..yıllar önce çizdiğim bir karikatürde gördüm..öyle özensiz çizmişim..ne sen ne ben hatırlamayız onu..ama güzel de olmuş..neyse..bundandır aklıma düştün..hem öyle bir düştün ki yer gök paramparça..ortalık kan revan.. aslında, edilmiş yeminler, gerilmiş yumruklar, yenilmiş yüzler-ruhlar-bedenler, vahşi vahşi batıya hızla seyreden sahipsiz şimendiferler var burada(sonuncusu kafiye olsun diye yazıldı..güzel oldu ama)..karanlığın en güzel yanı bu galiba..hiç bir şey görememek..bir karıncanın su içtiği yerde karıncayı görememek..su içerken çektiği onca çileyi inkar etmek..ignore etmek yahu.. zordur bu memlekette hayatta kalmak..hele ki sevgisiz..kimsenin kimseyi sevmediğini bilmek..ah ne acı bir bilsen..(anne baba kardeş denklem ve genelleme dışında burada)..ve bir bilsen, metal yorgunluğunun etten kemikten kandan irinden sinirden liften kastan...
"Ne yorgun uyandım Gün uyanmamışken daha Sanma bir sana gücendim Ne sen örttün üstümü Ne ölümlü bir başka" Sabah gözümü derin bir umutsuzlukla açmıştım. Dünden kalan baş ağrısını kanepede bırakıp da kalkmak için bir hamle yaptım. Başarısız oldum. Sonra, bir hamle daha...Perde kapalıydı. Her zamanki miskinliğimi attım üstümden. Araladım perdeyi. Saat henüz 05.30'du. The Beatles - Norwegian Wood çalıyordu az mobilyalı evimde. Evimin duvarlarında. Kafamda. Kafamın duvarlarında. O an, bunu yazmak geldi aklıma. Murakami'nin İmkansızın Şarkısı gibi yazayım dedim. Müzikler, bir günlük hikaye. Bir anlık. Sonra, dışarı baktım. Kar yağmıştı epeyce, çevre il ve ilçelerce pek de İzmir sayılmayan yerde. Ortasındaydım. Kafamda bir hara vardı, her yerde atlar. Fil memleketimin hayvanı değildi ve bu konunun dışındaydı. Sugababes - Overload dedi buzdolabının arkasından. Bir sigara yakmış yağan karı izliyordum. Ne güzeldi, beyaz. Şimdilik çok güzeldi. Melodik yağıyordu, çocuklu...
Comments